Yabanıl Romantizm derken !?


2017, Uludağ

Günlük, sıradan düşüncelere takılıp kalmamam gerektiğini anlamaya başladığım dönemlerde tanıştığım fotoğraf ise bu hissiyatı başkalarıyla da paylaşabilmemin en anlamlı yolu olmuştu. İlk ormanlar oldu farklılığını hissettiren, sonra dağların henüz deneyimlememiş olduğum derinliği... Ama özünde hala bir şeyler eksik geliyordu bana. Her şey iyi güzeldi ama çok fazla insan odaklıydı. Bu alanları paylaşmalarına, nadiren de olsa (!), lütfettiğimiz ama buraların asıl sahipleri olan canlılar neredeydi..? Anladım ki, insanın çok olduğu yerlerde durmuyor, tenhaya kaçıyorlardı. Çünkü bu güzelim doğaya sahip medeniyetlerin beşiği olmuş bu coğrafyanın, belki de en utanç verici özelliği olarak, toplumun çoğu çevrelerindeki yaban hayatını tanıyamamış, anlayamamıştı ! Ona karşı ilgisizlikleri ve bilgisizlikleri sonucu, onu sevip varlığını saygıyla karşılamaktansa, ona düşman olmaya meyletmişlerdi ve sezgileriyle yaşamayı bilen canlılar tarafından bu düşmanlığın farkedilmemesi imkansızdı...

Bu durumun sebeplerini kendimce araştırmaya başladım. Konuya dahil oldukça, doğayı tanıtmak üzere hazırlanan kaynakların nicelik ve nitelik bakımından yetersizlikleri dikkatimi çekmişti. Sahip olduğumuz doğal alanlar ve burada hangi canlıların yaşadığına dair yeterli kaynağın olmaması bir yana, olanlarda kullanılan görsellerin özensiz seçilmiş olması da bu ilgisizliği tetikliyor gibiydi. Hatta, böyle bir eğitimin ve bilgilendirmenin başlaması gereken çocukluk dönemine yönelik hazırlanan kaynak kitap, masal vb. materyallerde bile bu topraklarda yaşayan canlıların konu edilmemesi çok şaşırtıcı gelmişti bana. Bu durum kimsenin değinmediği, şikayet edilesi müthiş (!) bir fırsattı ama ben dertsiz başıma dert almayı seçmiş, şikayet etmektense nasıl çözüm üretebilirim diye düşünmeye başlamıştım ! Öncelikle yabancı kaynaklardan edinmek yerine, bu topraklarda yaşayan canlıların fotoğraflarını birebir çekmenin, konuya ilgi çekmek adına iyi bir başlangıç olabileceğini düşündüm. Bu kolay bir iş değildi tabii, uzun mesailer ve belli bir miktarın altına düşmeyecek masraflar içeriyordu. Yine de, masa başında süregiden bir belirsizlikte, konuya dair yoğun düşünceler içinde debelenirken, bunun hiç olamayacağı aşikardı. Sonunda bu işle tam zamanlı uğraşmaya karar verdim...

Farklı doğal alanlarda görülebilmeleri ve birbirinden farklı görünüşleriyle, kuşlar hedeflediğim ilk yabancanlar olmuştu. Tecrübe edindikçe diğerlerine gelmişti sıra, memeliler, kelebekler, çiçekler, böcekler... Bu sayede, kurutulmaya çalışılan 'sulak alanların' bataklık olmadığının; ağaç yetişmeyen yerler denerek, tahrip edilmeye çalışılan 'bozkırın' çorak olmadığının; yeni dikilmiş ağaç topluluklarının 'orman' oluşturamayacağının farkına varabilmiştim. Bu alanlar sadece insan için değil doğanın kendisi için de elzemdi.

Burada geçirdiğim zamanlar, farkındalığımı artırmasının yanında müthiş bir motivasyon ve keyif veriyordu bana. Bir günbatımında gökyüzünün alabildiği renklerin çeşitliliği ile bildik, tanıdık olan bir yer bir anda sıradanlıktan çıkıp, benim tarafımdan henüz keşfedilmiş bir yere dönüşüyordu sanki. Çekim sırasında kendimi gizlemek için üzerine uzandığım otların ve yeni yağan yağmurla ıslanan toprağın kokusu; üzerini kapladığı kayaya dokunmadıkça anlaşılamayacak olan yosunların yumuşaklığı; ormanda gezinmeden duyulamayacak tabandaki yaprakların hışırtıları ve benzeri duyusal deneyimleri sadece görüntüden oluşan bir fotoğrafa indirgemek hiç de kolay değildi. Doğa sadece gördüklerim değil, duyduklarım, dokunduklarım, kokladıklarım ve tattıklarımla bir bütündü. Onu bu bütünlük içinde, mümkün olduğunca hissettiğim gibi sunabilmek için, belgelemenin ötesinde sanata ihtiyaç vardı, özellikle de o coşkulu, vurgulu, duygulu ve motive edici özellikleriyle yabanıllığı birebir karşıladığını düşündüğüm romantik yanına...



17 görüntüleme0 yorum