Çankırı Tuz Mağarası

Bugün ülkemizin zengin içerikli doğasına dair farklı bir yerden bahsetmek istiyorum. Milyonlarca yıllık bir doğa ve binlerce yıllık bir kültür etkileşimi sonucu ortaya çıkan özel bir yer...


Neozoik zamanda meydana gelen yer hareketleri Anadolu karasının yükselmesine, kuzey ve güneyindeki bölgelerin ise çökmesine sebep olmuştu. Tarihöncesi bir deniz olan ve Anadolu'yu örten Tetis Denizi'nin suları, bugün Karadeniz ve Akdeniz olarak bilinen denizlere doğru akmış ve bulunduğu yerdeki zengin tuz içeren toprakları gün yüzüne çıkarmıştı. Bu alanda yer alan en büyük tuz kaynağı ise bugün Çankırı ilinde kaya tuzu madeni olarak çalışmaktadır. Beş bin yıl önce Hititler tarafından da kullanıldığı bilinen maden 1938 yılında resmi olarak işletime alınmış, 2003 yılında da özelleştirilmiştir. Bugün ise bir kısmı, dünyadaki örnekler doğrultusunda (Wieliczka, Polonya - 1,2 milyon ziyaretçi/yıl, FOTO 1) bir turizm ve rekreasyon alanı haline getirilmeye çalışılmaktadır. İlk defa 2007 yılında gittiğim madende ilk dikkatimi çeken; devasa galerileri, eşek mumyası (hikayesi aşağıda) ve tuzdan yapılmış heykeller olmuştu. O zaman için sıradışı görünen bu özellikler buranın turizm potansiyelinin ne kadar yüksek olduğunu açıkça göstermekteydi. Ancak, geçen bunca yıldan sonra yapılan şeylerin istenilen seviyeye ulaşamadığını görmek bir miktar hayal kırıklığı yaşattı diyebilirim. Yine de, bu günlerde geçici olarak ziyarete tekrar açılan müzeyi ilk defa görmek isteyenler için birkaç izlenimimi aktarmak isterim. Öncelikle, turizm merkezi haline getirilmeye çalışılan böylesi bir yer için Çankırı girişinde mağaraya yönlendiren herhangi bir tabela olmamasına şaşırdım. Mağaranın girişinde yer alan ziyaretçi merkezinde bir otopark olması, bir rehber ile müze ve tarihi hakkında bilgilendirme yapılıyor olması ise güzeldi. İlgilisi için, içeride bir kafeterya ve tuzdan yapılan hediyelik eşya satış noktası olduğunu da söyleyeyim. Benim gibi bir yaz günü gittiyseniz havanın sıcak olmasına aldanıp kısa kolluyla geziye başlamayın, zira içerisi 14-15 derece kadar :)

Mistik bir atmosfere sahip giriş sonrası (FOTO-2) gezide karşınıza ilk çıkan mağara duvarına işlenmiş bir keçi figürü (FOTO-3). Çankırı'nın eski adı dişi keçi anlamına gelen "Gangra" olduğu için yetkililer böyle bir giriş yapmayı uygun görmüşler. Hemen sonra karşınıza tuzdan yapılmış heykellerin sergilendiği alan gelmekte. Bölge eski bir deniz yatağı olduğu için heykellerin denize ait figürler içermesini istemişler. Ayrıca keçilerin boynuzundan yapılmış heykeller de mevcut. Bir sonraki galeride ise Türk kültürünü yansıtması bakımından Orhun Anıtları'nın tuzdan reprodüksiyonlarına yer verilmiş. Ancak, bu bölgeden çıkarılan gerçek eşek ve tavşan mumyalarının varlığı düşünüldüğünde, ortamda oldukça yapay kalan kurt ve ayı tahnitlerinin varlığı ne derece uygundur, tartışılır. Yaklaşık 250-300 yıl öncesine tarihlenen eşek mumyasının (FOTO-4), o dönem bölgeden tuz almaya gelen bir köylüye ait olduğu düşünülmekte. Eşek tuz çukurlarından birine düşüp ölüyor ve bu haliyle günümüze kadar bozulmadan geliyor. Mumya ilk defa bulunduğunda MTA müzesinde sergilenmek üzere Ankara'ya götürülüyor ancak, dokularda bozulmalar başlayınca tekrar mağaranın koruyucu tuzlu ortamına getirilmesine karar veriliyor (sebebini bilmemekle beraber, 13 yıl önceki ilk gelişimde gördüğüm haline göre epeyce yıpranmış olduğunu söyleyebilirim). Sonradan bir de tavşan mumyası sergilenmeye başlamış (bildiğim kadarıyla ülkemizdeki ziyarete açık tek mumya örneği bunlar ve bu bakımdan çocuklarınızın ilgisini çekebilir). Polonya'daki tuz mağarasıyla kıyaslandığında müzenin peyzaj düzenlemesinin zayıflığı dikkat çekiyor. Nerede ne görülebileceğini gösteren bir bilgilendirme sistemi olması iyi olabilir. Böylece, tuza doymuş su olduğu için "şifalı göl" olarak adlandırılan kısmın (FOTO-5), rengarenk aydınlatılmasına rağmen görülmeden geçilmesi riski de azaltılabilir. Keza, gözünüz herhangi bir olumsuz duruma karşı da bir "ÇIKIŞ" tabelası arıyor zaten... Müzeye katkısı olabileceğini düşündüğüm bir nokta da, bölgenin Çorakyerler fosil alanına çok yakın olması nedeniyle potansiyel bir fosil yatağı olabileceği ihtimali. Bu durumun araştırılması ve olası fosil buluntularının burada sergilenmesi, müzenin dünyadaki bilinirliğini ve ziyaretçi sayısını artırması bakımında iyi olabilir kanımca, naçizane... Müze saat 10:00 - 16:30 arası ziyaret edilebilir. Ankara'dan özel araçla ulaşım yaklaşık 1 saat 45 dk sürmekte ve müzeyi gezmek için en çok 2 saat yeterli olmakta.







2 görüntüleme0 yorum