ANLAM DÜNYAMIZ VE SEMBOLİK DÜŞÜNCE

İnsanlar sınırlı duyulara sahip canlılardır. Bu bağlamda, evrenin sınırsız özelliklerini tanıyıp, anlayabilmeleri için kendi sınırlılığını aşabilecek bir yöntem geliştirmeleri kaçınılmaz olmuştur. İşte bu noktada 'semboller' üreterek, sınırsız kapasiteye ulaşan bir anlam dünyası yaratmayı başarmışlardır.

Bugün yapılan paleo-arkeolojik çalışmalarda elde edilen ve en eskisi 70,000 yıl öncesine tarihlenen buluntularda, insanların sembolleri kullandığı görülmektedir. Bu sembollerin henüz amacına dair ulaşılan bilgi kesinlik kazanmamış olsa da; sembollerin mağara duvarlarında bulunması ve bazı sembollerin ise, coğrafyalar değişse bile formunu değiştirmeden kullanılmaya devam ettiğinin gözlenmesi sonucu, amacın büyük oranda iletişim ve/veya bilgi paylaşımı olduğu düşünülmektedir. İnsanların o dönemdeki yaşamlarına dair edinilen bilgilerle kayalara veya kemiklere atılan çentikler şeklindeki ilk sembollerin 'sayıları' işaret ediyor olduğu düşünülmekte. Belki de o dönem insanları, kendileri için değerli olan şeylerin kaydını tutmak için kullanmıştı bunları. Ancak, yaşadıkları gezegenle ilişkileri arttıkça, bu değerleri sadece sayı olarak betimlemek yeterli gelmemiş ve bu sayıların 'ne'ye ait olduğunu belirtmek için daha detaylı sembollere gereksinim duymuş olmaları da kaçınılmaz görünmekte. Belki de mağara resimleri ve ilk heykelleri de bu şekilde ortaya çıkarmışlardı, daha iyi semboller üretmeye çalışırken...

Semboller anlaşılamayan 'olayları' ifade temek için de bol bol kullanıldığı görülür. Yeterli veriye ve bilgiye sahip olunmadığı zamanlarda, akıl erdirilemeyen pek çok doğa olayı kutsal atfedilmiş ve insanlar kendi acizliklerini bertaraf etmek adına bu olayları tapınılacak unsurlar olarak görmeye başlamışlardır. Her an yaşanabilen bu belirsizliklerin günlük yaşamda da karşılık bulması çok sürmemiş, kutsal semboller yapılan resimler, heykeller ve süslemeler gibi çeşitli şekillerde kendine yer bulmaya başlamıştır. Çok daha yakın bir zamanda (yaklaşık 5400 yıl kadar önce), bir kısım sembolün düzenli yazıya dönüşerek; devlet yönetiminden adalete, barış antlaşmalarından yemek tariflerine kadar geniş bir yelpazede insanların 'uygarlaşmasına' hizmet ettiği görülür. Sembollerin nicelikleriyle beraber niteliklerinin de artmasıyla, yaşama dair daha çok kavram üretilmesi ve böylece anlam dünyamızın gelişerek, edebiyat ve şiir gibi yeni sanatlara yönelmiş olması muhtemeldir. Öte yandan; önce toplama ve çıkarma gibi iki işlemle başlayıp, sonra dört işleme ve daha sonra da integral, diferansiyel gibi ileri seviye hesaplara yönelen; evreni anlama hızımızı artırmakta önemli bir yeri olan evrensel dil matematiğin ortaya çıkmasında en büyük etkenin yine sembolik düşünce olduğu görülür.

Tarihimize şöyle bir baktığımızda ise, binlerce yıl önce yaşamış atalarımızın yaşama bakış ve zeka olarak biz 'modern' insandan çok da farklı olmadığı, sanatsal kabiliyetin bugünküne denk olduğu, günlük gereksinimleri gidermek üzere oldukça etkili teknikler geliştirilebildiği ve bugün bile bu tekniklerin hepsinin çözülemediği vs. düşünüldüğünde; aslında o zamandan bu zamana insanın düşünce kabiliyetinde teknolojik yenilik dışında pek de bir değişiklik olmadığı rahatça görülebilmekte. Ve anlaşılan o ki; doğamızın bir parçası olan sembolik düşünceyi kavramak, dış evreni olduğu kadar kendi iç evrenimizi anlamakta da en etkili yöntem gibi görünmekte.