Anadolu'da geyik kültü

En son güncellendiği tarih: 1 Ara 2020

Kutsal, mistik, mitolojik, ekolojik... Tüm bu değerleri bünyesinde barındıran ve bunu farklı coğrafyalarda binlerce yıl boyunca sürdürebilmiş çok az canlıdan biri olmuştur geyik. Anadolu'nun ilk yerleşimcilerinden başlayıp bugün hakim olan geleneklerine kadar pek çok yerde karşımıza çıkmaktadır. Yine de gelinen noktada aşırı şekilde yok edilmesinin önüne geçilememiştir.

Dünya tarihine adını yazdırmış Anadolu Medeniyetlerinden biri olan Hitit İmparatorluğu ilk adımlarını Anadolu'da atmaya başladığında bölgenin yerel halkı olan Hattilerden oldukça fazla etkilenmiş ve yerel kültürü neredeyse İmparatorluk kültürü olacak kadar çok benimsemişlerdir. Bu unsurların başlıcalarından biri de 'güneş kursu' olarak adlandırılan bir sembol olmuştur. Hititlerle özdeşleştirilen bu simge aslında Hatti kralları öldüğünde beraber gömüldükleri kutsal bir sembolü işaret etmekteydi. Güneş Kursu'nun üzerinde ses çıkarması için asılan hareketli imgelerden biri genellikle geyik olmakta ve barışı sembolize etmesi için kullanılmaktaydı. Günümüze kadar ulaşan bu simge bir dönem başkent Ankara'nın da sembolü olmuş ve büyükçe bir heykeli Sıhhiye'de görülebilir. Bununla beraber, 3-4 ybin yıl öncesinden gelen ve Orta Asya kültürünün başlıca yapılarından biri olan kurganların (bir tür mezar) yakınlarında aynı döneme tarihlenen geyik figürlü kaya çizimlerine de rastlanmış olması, farklı toplumların Anadolu'da kaynaşmasında geyik kültünün etkin rol oynamış olabileceğini düşündürmektedir... İskitler döneminde, geyiğin evrenle özdeşleştirilmesi, yaratılış ve ölümü simgelemesi söz konusudur. İnanç sistemiyle bu denli birleşmiş bir canlı olması itibariyle yüzyıllar boyunca kültürün yanında sanatı da etkilemiş ve pek çok eserde en çok kullanılan canlı figürü olarak başrol oynamıştır. Zaman içinde, sosyo-kültürel bağlamda gerçekleşen değişimler sonucu bir av hayvanına dönüşen geyik, yaratıcı rolünü kaybetmiş, o dönem yerini at ve kurt gibi güç ve fetihin timsali olan canlılara bırakmak durumunda kalmış. Bundan sonraki süreçte kutsallığı devam etmiş olsa da, daha ziyade yol gösteren ruhani bir canlı olarak bahsedilmiştir. Günümüzde dahi Anadolu'nun kimi yerlerinde bu kutsallığını koruyabilmekte ve belki de aşırı avlanmanın önüne geçilmeyen bir dönemde, bu sayede soyunun tükenmesinin önüne geçilebilmektedir. Bugün artık daha çok rasyonelliği ön plana çıkarıp, bilgiyi özümsemeye çalışıyoruz. Bu bağlamda ele alındığında geyiğin doğadaki rolünün yine kilit öneme sahip olduğunu yurtdışında yapılan bilimsel çalışmalardan görebiliyoruz. Maalesef, ülkemizde geyik üretme merkezlerinde türün korunmasına katkı yapılmaya çalışılsa da, gerekli kayıtların tutulmaması gibi bir eksiklik nedeniyle, araziye bırakılan geyiklerin ekosisteme nasıl etki yaptığının tam olarak tespit edilemediği belirtilmekte. ABD'de beyaz kuyruklu geyiklerle yapılan bir araştırma geyiklerin ekolojik önemiyle ilgili şu bilgileri ortaya koymuş; geyikler otçul canlılar olarak bitki topluluklarına bağlı bir yaşam sürmekte. Sağlıklı bir bitki-orman yapısı bu canlıları da sağlıklı kılmakta. Öte yandan, geyik popülasyonunu doğal olarak dengede tutacak unsur avcılık değil bu canlıyla yaşamını sürdüren kurt, dağ aslanı (TR'de vaşak) gibi yırtıcıların sağlıklı bir popülasyona sahip olmalarıdır. Göründüğü gibi doğada dengeli bir etkileşim zaten bulunmakta. Bugün ulaştığımız (veya ulaştığımız iddia ettiğimiz) noktada bize düşen görev ise oldukça basit, bu dengeyi korumak...



2 görüntüleme0 yorum